Yeni eğitim yılı öncesi çağrı: Çocukların geleceği eşit eğitimden geçiyor

YENİ Parti İzmir İl Kadın Kolları Başkanı Zahide Kurun, 2026-2027 eğitim-öğretim yılı öncesinde eğitim sistemindeki sorunları gündeme taşıdı. Kurun; beslenmeden okul güvenliğine, öğretmen açığından akran zorbalığına kadar birçok başlıkta çözüm çağrısı yaptı

Yeni eğitim yılı öncesi çağrı: Çocukların geleceği eşit eğitimden geçiyor
REKLAM ALANI
Yayınlama: 18.09.2026
0
A+
A-

YENİ Parti İzmir İl Kadın Kolları Başkanı Zahide Kurun, 2026-2027 eğitim ve öğretim yılının başlaması dolayısıyla yaptığı açıklamada, eğitim sisteminde yaşanan sorunlara dikkat çekti. Kurun; okulların fiziki koşulları, öğrencilerin beslenmesi, öğretmen açığı, okul güvenliği, akran zorbalığı ve fırsat eşitsizliği gibi başlıkların çözülmesi gerektiğini belirterek bilimsel, laik ve nitelikli eğitim çağrısında bulundu.

Eğitim sisteminde yaşanan sorunların yalnızca öğrencileri ve öğretmenleri değil, toplumun geleceğini de etkilediğini ifade eden Kurun, Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamalarını eleştirdi. YENİ Parti’nin iktidarında eğitim alanındaki temel problemlerin çözüme kavuşturulacağını belirten Kurun, çağdaş, bilimsel ve laik bir eğitim sisteminin yeniden oluşturulacağını söyledi.

“HAZIRLANAN BÜTÇEDEN İHTİYAÇLAR KARŞILANMIYOR”

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesine değinen Kurun, okulların mevcut ihtiyaçlarının bütçeye rağmen yeterli şekilde karşılanmadığını savundu.

Kurun, “Milli Eğitim Bakanlığı, 2026 yılında 1 trilyon 943 milyar 965 milyon 746 bin liralık bütçeye sahiptir. Bu büyüklükte bir bütçeye rağmen okulların ihtiyaçlarının tamamı karşılanmıyor. İşte burada asıl tartışılması gereken, bütçenin nerelere harcandığıdır. Önceliğin nerelere gittiğidir. Bu kaynak çocuklarımızın günlük eğitim yaşamına niye yansımamaktadır. Okullarda temizlik personeli ve hijyen konusunda yaşanan sorunlar, temel ekipman eksiklikleri ve bazı ihtiyaçların velilerin katkısıyla karşılanması kabul edilebilir bir eğitim standardı değildir. Devlet okulunda eğitim gören bir çocuğun temiz tuvalete, temiz suya, sağlıklı bir öğüne ve güvenli bir sınıfa erişimi ailenin ekonomik gücüne bağlı olmamalıdır. Bunu hükümet sağlamak zorundadır. Hükümet sosyal devlet anlayışını yerine getirmekle yükümlüdür” dedi.

“OKULLARDA ÇOCUKLAR EŞİTLİĞE AÇ”

Bazı çocukların ekonomik ve sosyal nedenlerle eğitimden uzaklaştığını, okula devam eden öğrencilerin ise akran zorbalığıyla karşı karşıya kalabildiğini belirten Kurun, eğitim hakkının yalnızca okula devam etmekten ibaret olmadığını ifade etti.

Kurun, “Eğitim hakkı yalnızca çocuğun sınıfa girmesi değildir. Çocuğun okula aç gitmesi, sağlıklı beslenememesi veya temel ihtiyaçlarının ailesinin ekonomik durumuna bağlı olması, eğitimde fırsat eşitliği açısından ele alınması gereken en önemli sorunlardır. Bugün eğitim politikalarının merkezinde şu soru bulunmalıdır: Çocuklarımız okullarda neye maruz bırakılıyorlar? Objektif, nitelikli ve bilimsel bilgiyle donatılıyorlar mı? Yine akranlar arasındaki ilişkinin zorbalığa kadar tırmanacak olayları kontrol edecek ve önleyecek tedbirler geliştirilebiliyor mu? Akran zorbalığı artık yalnızca okul içinde yaşanan basit bir disiplin meselesi olarak görülmemelidir. Fiziksel, psikolojik ve dijital zorbalık; çocukların okula aidiyetini, sosyal ilişkilerini ve eğitim süreçlerini etkileyebilen önemli bir sorun olmaktadır. Bunun yanında ekonomik ve sosyal nedenlerle eğitimden kopan çocukların çocuk işçiliği, şiddet, suç ve çeteleşme riskleriyle karşı karşıya kalabileceği görülmelidir. Dolayısıyla çocuğu okulda tutmak, yalnızca devamsızlık oranlarını düşürmek değil; çocuğun kendisini güvende hissettiği, değerli ve eşit hissettiği bir okul ortamı oluşturmak anlamına gelir. Bu Milli Eğitimin ve Hükümetin görevidir. Maalesef milli eğitimimiz bu konularda büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Bunların çözüme kavuşturulması nitelikli eğitim için elzemdir” şeklinde konuştu.

“ÖĞRETMENLERİN SORUNU ÇÖZÜLMEDEN NİTELİKLİ EĞİTİMDEN SÖZ EDİLEMEZ”

Öğretmenlerin çalışma koşullarının ve mesleki niteliğinin eğitim kalitesi açısından belirleyici olduğunu söyleyen Kurun, öğretmen açığı ve atama sorunlarına dikkat çekti.

Kurun, “Bir eğitim sisteminin niteliği, öncelikle öğretmeniyle ölçülür. Öğretmen açığı, yetersiz atama, ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik, çalışma koşulları, ekonomik ve özlük hakları ile öğretmenlerin mesleki güvencesi eğitim politikasının temel meselelerindendir. Milli Eğitim Bakanlığı ise 2024-2025 eğitim öğretim yılında resmi okullarda 1 milyon 34 bin 564 öğretmenin görev yaptığını ve son 23 yılda 821 bin 351 öğretmen ataması gerçekleştirildiğini açıklamaktadır. Eğitim sistemimizde tartışmanın yalnızca toplam öğretmen sayısı üzerinden değil, hangi branşta, hangi bölgede ve hangi okulda öğretmen ihtiyacı bulunduğu üzerinden yürütülmesi gerekmektedir. İşte tam da bu konuda nitelikli öğretmen sayımızın acil olarak artırılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

“OKULLAR DEPREME DAYANIKLI OLMALI”

Okulların öğrenciler açısından hem fiziksel hem de psikolojik olarak güvenli hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Kurun, özellikle İzmir’de deprem güvenliğinin önem taşıdığını belirtti.

Kurun, “Çocukların okulda fiziksel ve psikolojik açıdan güvenli bir ortamda bulunması temel bir eğitim koşuludur. Ailelerin içi rahat olmalıdır. ‘Çocuğuma acaba bir şey olur mu?’ diye asla düşünmemelidir. Okul güvenliği; yalnızca okul kapısında güvenlik görevlisi bulunup bulunmaması değildir. Fiziki güvenlik, deprem güvenliği, okul içi şiddetin önlenmesi, akran zorbalığıyla mücadele, rehberlik hizmetleri ve çocukların sosyal-psikolojik ihtiyaçlarına erişim bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Eğitim sorunları çalışmasında özellikle İzmir açısından deprem güvenliği ayrıca vurgulanmaktadır” dedi.

“BİLİMSEL VE LAİK EĞİTİMDEN VAZGEÇİLMEMELİ”

Eğitim politikalarının bilimsel temeller, pedagojik ilkeler ve çocukların üstün yararı doğrultusunda oluşturulması gerektiğini belirten Kurun, Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kurun, “Eğitim politikalarının temelinde bilim, pedagojik ilkeler ve çocuğun üstün yararı bulunmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat 2026 tarihli yazısıyla Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında okullarda Ramazan ayına yönelik etkinlikler düzenlenmesi öngörülmüştür. Bakanlığın kendi açıklamasında bu etkinliklerin paylaşma, yardımlaşma, dayanışma ve millî-manevi değerleri geliştirme amacı taşıdığı belirtilmektedir. Bu uygulamanın nasıl değerlendirileceği konusunda farklı siyasi ve toplumsal görüşler bulunmaktadır. Bizim açımızdan temel ölçüt, devlet okulunun bütün çocuklara eşit mesafede durması ve hiçbir çocuğun inancı, inançsızlığı veya ailesinin yaşam biçimi nedeniyle kendisini farklılaştırılmış hissetmemesidir. 27 Ağustos 2026 tarihli Yeni Akit’in manşetinde ‘Karma Eğitim Sona Ersin’ ifadesi kullanılmıştır. Burada önemli olan yalnızca bir gazetenin manşeti değildir. Kız ve erkek çocukların aynı eğitim ortamında bulunmasının artık tartışmaya açılması, Türkiye’nin eğitim sisteminin hangi temel ilkeler üzerine kurulacağına ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçasıdır. Bu nedenle eğitim tartışmasını çocukları birbirinden ayıran modeller üzerinden değil; her çocuğun eşit, güvenli, bilimsel ve nitelikli eğitime erişebilmesi üzerinden yürütmek gerekir. 2026-2027 eğitim öğretim yılına ilişkin MEB genelgesinin 23. maddesi, eğitim çalışanlarının mevcut kılık-kıyafet yönetmeliğine uygun hareket etmesini ve öğretmenlerin önlük giymesini öngörmektedir. Ardından Bakanlık tarafından öğretmen önlüğüne ilişkin standartlar da yayımlanmıştır. Burada da tartışmanın öğretmenlerin mesleki niteliği, çalışma koşulları ve eğitim ortamının kalitesiyle birlikte yürütülmesi gerekir. Kılık kıyafet, okulun temel eğitim sorunlarının önüne geçen bir gündem haline gelmemelidir. Şekille oyalanmak yerine niteliğe odaklanılmalıdır” şeklinde konuştu.

“EĞİTİM POLİTİKASI SİYASETTEN ETKİLENMEMELİ”

Eğitim politikalarının günlük siyasi tartışmalardan uzak tutulması gerektiğini ifade eden Kurun, okulların temel sorunlarının çözümüne odaklanılması çağrısında bulundu.

Kurun, “Eğitim, yalnızca çocuklarımızın bugününü değil, toplumun geleceğini belirleyen en temel kamusal alanlardan biridir. Bu nedenle eğitim politikaları; günlük siyasi tartışmaların, ideolojik yönlendirmelerin veya toplumdaki farklı inanç ve yaşam biçimlerinden birinin diğerine üstün tutulmasının aracı haline getirilmemelidir. Bugün eğitim sisteminin ana sorunları son derece açıktır. Okulların temizliği, çocukların beslenmesi, öğretmen açığı, okul güvenliği, akran zorbalığı, eğitimden kopan çocuklar, çocuk işçiliği, suça sürüklenen çocuklar ve fırsat eşitsizliği eğitim sisteminin kanayan yaralarıdır. YENİ Parti olarak bu sorunların tümünü çözecek politikalar geliştirdik. Geliştirdiğimiz tüm eğitim politikaları eğitimdeki istikrarsızlıktan öğretmen açığına, okulların fiziki koşullarından çocukların beslenme sorununa, akran zorbalığından eğitimden kopuşa kadar geniş bir çerçevede ortaya konulmaktadır” dedi.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.